Turgay Çavuşoğlu

 

SOSYAL HİZMETLERİN YAKIN TARİHİNDEN SAYFALAR

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Yaprakları 1917-1983

 

SABEV Yayınları No: 9

Sosyal Çalışma Dizisi: 7

Sosyal Tarih Dizisi: 1

 

 

Türkiye’de sosyal tarih çalışmaları henüz başlangıç aşamasında. Tarihsel belgelere ulaşmak başlıbaşına sorundu çok uzun zamandır. Bu tabu yenilerde kırılıyor ve tarihin belgeleri hergün daha bir kaçınılmaz açılmaya başlanıyor. Sosyal tarihimize ilgimizde de artma gözleniyor. Genel geçer iki bilgi kırıntısı doyurmuyor artık kendini tanımak isteyenleri. Kimlik tarihle başlar çünkü ve onunla daha bir belirlenir. Turgay Çavuşoğlu’nun bu tür çalışmalarına çok gereksinimimiz var. Kendimizi tanıyabilmemiz için… Kendimizi üretebilmemiz için…

 

 

 

 

İÇİNDEKİLER

 

 

Önsöz

IX

 

BİRİNCİ BÖLÜM

Himaye-i Etfal Cemiyeti Dönemi (1917-1935)

 

1

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Tarihini İncelemenin Önemi

1

2

Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin İlk Kuruluşu

4

3

Himaye-i Etfal Cemiyetinin Kuruluşu (İstanbul)

7

4

Himaye-i Etfal Cemiyeti ve Çocuk Misafirhanesi Talimatnamesi

12

5
Himaye-i Etfal’in Kuruluşu Sırasında Ülkenin Sosyo-Ekonomik Durumu
15

6

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu’nun Amaçları

18

7

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Yönetim Yapısı

20

8
Himaye-i Etfal Cemiyeti Anayasası ve Çocuk Esirgeme Kurumu Tüzüğü
24

9

Dr. Fuat Umay

29

10

Dr. Fuat Umay’ın ABD Gezisi

32

11

İttihat Terakki, Masonlar ve Himaye-i Etfal

35

12
Atatürk ve Çocuk Sevgisi
39

13

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Gelir Kaynakları

43

14

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Çalışmaları

47

15

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu “Talebe Sofraları„

49

16

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Aşevleri

51

17

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Muayenehaneleri, Çocuk Dispanserleri

54

18

Çocuk Kütüphaneleri

57

19

Anakucağı

58

20

Atatürk Çocuk Yuvası

64

21

Bakıcı Okulu ve Hemşirelik Koleji

66

22

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Çocuk Bahçeleri

69

23

 Gündüz Bakımevleri (Kreşler) 1

72

24

 Gündüz Bakımevleri (Kreşler) 2

79

25

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Çocuk Bayramı 1

82

26

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Çocuk Bayramı 2

84

27

Çocuk Haftasında Çocuk Etkinlikleri

88

28

Çocuk Haftası (1931)

93

29

Şefkat Pulları

97

30

Eşya Piyangoları

100

31
Yarış ve Sergiler
102

32

Himaye-i Etfal Cemiyeti Türkiye Başpehlivanlığı Müsabakaları (1931)

105

33

Balo ve Müsamereler

107

34

Himaye-i Etfal Yayınları (1929-1930-1931)

109

35

Gürbüz Türk Çocuğu Dergisi

115

36

Gürbüz Çocuk Yarışmaları

118

37

Annelere Öğüt

121

 

 

İKİNCİ BÖLÜM

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Dönemi

(1935-1983)

 

1

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu ve Diğer Çalışmalar

125

2

Çocuk Yuvaları Talimatnamesi Taslağı

128

3

Çocuk Yuvalarında Uygulanan Günlük ve Mevsimlik Programlar

132

4

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Çalışmaları

136

5

Türk Kadını Dergisi

138

6

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu İstanbul Merkezi Serseri ve Satıcı Çocuklar Projesi

141

7

1946-1947 Yıllarında Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Kuruluşları

144

8

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kıbrıs Pulu

147

9

Afyon Olayları

150

10

Kısa Pantolon Karikatür Yarışmaları

153

11

Barış Gönüllüleri

158

12

Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu’nun Dernek Statüsünden Resmi Kurum Haline Dönüşümü

161

13

75. Kuruluş Yıldönümünde Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu Hakkında Bunları Biliyor musunuz?

166

 

Yararlanılan Kaynaklar

171

 

EKLER

 

EK 1. Türkiye Himaye-İ Etfal Cemiyeti Kuruluşlarının İllere Göre Dağılımı (1933)

177

 

EK 2. Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu 1974 Yılı Kuruluş Sayısı

178

 

EK 3. Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu’nun Kronolojik Gelişimi

179

 

KİTAPTA YERALAN ESKİ TERİMLER SÖZLÜĞÜ            199

 

ÖNSÖZ

 

Türkiye’de sosyal hizmetlerin tarihi henüz yazılamadı. Türkiye’de sosyal tarih denemeleri yeni başladı ve onun da çerçevesini ne olabileceği konusunda değişik denemeler var. Doğru mu yanlış mı, tartışılır. Sosyal tarihi deneme düzeyinde olan bir ülkede sosyal hizmetlerin tarihini beklemek belki erken.

Ancak, sosyal hizmetlerle ilgili özel bir öğretim kurumunun, Sosyal Hizmetler Akademisi’nin kurulduğu ilk yıldan, yani 1961 yılından buyana da bir önemli zaman dilimi geçtiğine göre, sosyal hizmetlerin tarihini bu alanda çalışacak olanların yetiştiği bir yükseköğretim kurumunun öğretim elemanları neden yazmadı diye sorarsanız, nasıl yanıt verilebileceği konusunda, aynı yüksekokulun bir öğretim elemanı ve o yüksekokulda araştırma görevliliğinden profesörlüğe kadar uzun bir zaman geçirmiş biri olarak, yanıtlamakta sıkıntı duyarım.

Sorumluluğumu unutturmayacak, ancak, bir ölçüde azaltacak ve sevince dönüştürecek bir başka gelişmede katkım olmasından ise mutluluk duyuyorum:

Turgay Çavuşoğlu’nun “Soysal Hizmetlerin Yakın Tarihinden Sayfalar” kitabını SABEV Yayınları Sosyal Tarih dizisinin ilk kitabı olarak yayınlamakla…

Aslında, son zamanlarda, sosyal hizmet alanının dışından, değişik alanlarda akademik çalışma yapanların ilgi alanına sosyal tarih çalışmalarının girdiğini görüyoruz. Çocuk Esirgeme Kurumunun tarihinden belgeler yayınlayan kitaplar, çocuk tarihini belgeleyen kitaplar ile Tarih ve Toplum dergilerinde konuyla ilgili makaleler var. Konunun sosyal hizmetlerin varlık alanının dışında güncelleşmesini ilgiyle izlerken, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na yıllardır üst düzeyde hizmetleriyle emek veren bir arkadaşımızın bu yayınlanan kitabı aynı mesleği taşıyan herkesin içini haklı olarak ısıtacak ve ışıtacaktır, eminim.

Tarihi anlamak için iki temel soruyu yanıtlamak ve ona göre bakış ve yaklaşım geliştirmek gerekiyor. İşe başlamadan önce yanıtlamamız gereken sorulardan birincisi şudur:

Bilimsel yöntemlerden biri tümdengelim (genelden özele), diğeri tümevarımdır (özelden genele). Doğru düşünmek ve ele aldığımız konuyu anlaşılır bir biçimde ele alabilmek için seçtiğimiz konunun tarihini öğrenmek istiyorsak tümevarım yöntemini mi yoksa tümdengelim yöntemini mi kullanmalıyız? Yapacağınız yorumlar buna göre farklılaşır.

Tarihle ilgili ikinci önemli soru şudur: Ele aldığımız konunun tarihini iyice kavramak istiyorsak yakın tarihten başlayıp geriye doğru mu okumalı, anlamaya çalışmalıyız, yoksa, konuyu olabildiğince baştan, en eski kaynaklardan ele alıp bugüne mi ulaşmalı?

Bu soruya verilebilecek birinci yanıt şudur: Öğrenmeye temelden başlanmalı. Olabilen en eski bilgilerden yola çıkılarak tarih çalışmaları başlatılmalı. Ki genel bütünlük içinde bugünü kavramamız daha kolaylaşsın.

Bunun tersi de doğru bir yanıt olabilir: Özel olayların elbette ayrıntısında boğulmadan, yakın ve daha özel kalan konuları öğrenip kavradıkça geneli kavramak giderek daha kolaylaşacaktır. Yakına mercek tutmadan yapılan genel değerlendirmelerin yanlış çıkması kaçınılmazdır. Genel geçer doğruları aşamaz.

Bu her iki yöntemin de doğruları yanlışları, yararları, sakıncaları var. Sosyal hizmet alanında çalışma yapanlar arasında şugünkü duruma ve ürünlere bakarak söyleyebiliriz ki, temelden başlayan, en eski Osmanlıca metinlere didaktik anlamda ulaşma çabası içinde olanlar görünürde pek yoklar. Çıkan ürünler gösteriyor ki, sosyal tarih yazımında ele ilk geçirilen belgelerin değerlendirilmesi süreci yaşanıyor Türkiye’de. Bir düzen içinde görünmeyen, kopuk kopuk, tekil çalışmalarla ilerliyor sosyal tarihin gelişmesi.

Yanlış da değil hani. O denli eldeğmemiş bir alan ki toplumsal yapı ve sosyal tarih çalışmaları, ele geçen her bir belgenin kullanıma sunulması, üzerinde yorum üretilmesi ve vargıya varılması tarihe bakış boyutumuzu büyüteceği gibi gelecek tarihçilerin işlerini de kolaylaştıracaktır. İki türlü kolaylaştıracaktır: Bir: Ellerinde hazır gereçlerle başlamış olacaklar. İki: Bu belgeler ellerinde olduğu için onlar yeni tarihsel belge değerlendirme sürecinde daha derinlemesine çalışmalara daha çok zaman ayırabileceklerdir. İnsanlık, bulunmamışı bulma savaşımında daha ileri gitmiş olacaktır.

Çavuşoğlu’nun daha önceki çalışmaları ile bu çalışması bu yönden büyük önem ve değer taşımaktadır.

Kanımca, sosyal hizmetlerin tarihini kavramak için yakın tarihimizi öğrenmeye başlamak kendisini Türkiye’ye özgü yapılandırma konusunda oldukça geç bıraktırılmış olan sosyal çalışma mesleği için de iyi bir başlangıç olacaktır. Sosyal çalışma mesleğinin yeniden yapılanmasının köklerini Amerika’da değil Anadolu’da, ABD’deki değil Türkiye’deki uygulamalarda aramamız gerektiğinde umarım türdeş düşünce taşıyoruz. Dış kaynaklı bilgilerle gelişmeyi umma anlayışının dönemi bitti. Bugüne uzanmış acı sonuçlarıyla katmerlenerek… Bu tür sosyal tarih kitapları yerli düşünce arayışlarını ve sosyal kavrayışları hızlandıracaktır, Türkiye’de.

Yoksa, yayınlanan ve tarih yazmak isteyen her parağrafta, Türk tarihinde vakıfların ve yardımlaşmanın önemi gibi beylik sözlerden öteye geçemeyiz. Hatta ki, vakıfları ilk kuranların Türkler olduğu gibi, dışarıya kapalılığın yarattığı yanlış bilgilere de yer vermeye başlarız ki, bu da, Türk tarihini yüceleştirirken daha Milattan önce vakıf benzeri dayanışma örgütlerinin dünyanın birçok yerinde olduğundan habersiz kalırız. Yani, tarihi yanlış yazarız.

O zaman Atatürk akla gelir. "Tarih yazmak, tarih yapmak kadar zordur. Tarih yazan, tarihi yapana sadık kalmazsa değişmeyen gerçekler, şaşırtıcı bir mahiyet alır." Gelecek kuşaklara ne geçekçi bir tarih mirası bırakabiliriz, ne bıraktığımız miras belli bir değer taşır. Bir düşünce üstüne yeni bir düşünce koymadan, önceki düşünceleri yeni düşüncelere ulayamadan ilerleyemeyiz. Beylik bilgiler de bir süre sonra mesleği boğma ve hatta küçük düşürme noktasına gelir.

Türkiye’de, içinden yetişme biri olarak, sosyal hizmetler alanında lisans öğrenimi görmüş, yüksek lisans yapmış ve farklı sosyal hizmet alanlarında engin deneyimler kazanmış biri olarak, sosyal hizmetlerin tarihine ilk ciddi anlamda eğilen, yorucu ve kalıcı belge toplama çalışmaları yapan ve bunları kaynaklara dayalı olarak yazan ilk kişi Sayın Turgay Çavuşoğlu’dur. Kimsenin önemsemediği, ellemeye ya değer bulmadığı ya da cesaret edemediği, hatta ki, anlamsız yasaklar altında çürümeye bırakılan yakın tarihimizin kaynaklarını cesaret gösterip hiç değilse bir kısmını günışığına çıkartmak için riske giren ilk kişi odur.

Daha da önemlisi, sadece karanlık odalardan günışığına çıkartmakla kalmayan, ikinci bir günışığını okurlar için yaratan, ele geçirebildiği belgeleri yazma gibi sabır gerektiren bir işi başaran ilk kişi de odur.

İlk denemelerini, ilk makalelerini Eylül 1995-Temmuz 1999 tarihleri arasında yayınlanmış olan SABEM dergisine vermiştir. Bu dergide yayınlanan makalelerini zaman içinde yeni makalelerle varsıllaştırmıştır ve umarım ki bu varsıllaştırmayı sürdürecektir. Dergi sayfalarında sıkışıp kalmaması için bu kitabına ilk yazdığı yazıları da aldık ve daha sonra yazdığı makalelerle bir bütünlük oluşturduk; elinizdeki kitap ortaya çıktı.

30 Haziran 1921’de “bir masa, on sandalye ve perdesiz küçük bir odada başlayan, Himaye-i Etfal’ın” kuruluş çalışmaları ile sosyal hizmetlerin Cumhuriyet dönemi tarihindeki ilk resmi destekle örgütlenmesi başlatılmış olmaktadır[1]. Kurucularının büyük çoğunluğunun mebuslardan oluşması olayın devletin başı Atatürk tarafından başlatıldığının sözlü belgeler dışındaki bir başka kanıtıdır. Düşünelim ki yıl 1921’dir; TBMM açılalı 14 ay gibi kısa bir süre geçmiştir ve daha Cumhuriyet resmen kurulmamıştır. Cumhuriyet’e kurucularının ilk ele aldıkları konulardan bir de sosyal hizmetlerdir. Gene aynı yıl ele alınan Sağlık hizmetlerinde olduğu gibi.

Kitaptan öğrendiğimiz birçok konuyu merak etmeye başlıyor insan. Bir zamanlar Himaye-i Etfal Marşı varmış; bulunup çıkarılmalı. Neden bir sosyal hizmet kuruluşunda yaşayanlardan oluşturulacak bir koro bu marşı dillendirmesin? Neden bilmemekle kalalım? Bugünkü Opera binasının zamanında sergi salonu olarak yapıldığını neden bilmeyelim? Orada TÇEK tarafından sergiler açıldığını, “Gazi Hazretlerinin” gittiğini, korunmaya muhtaç çocukların oralarda görev aldığını neden bilmeyelim? Yolumuza ışık tutar bu tür bilgiler.

O yıllarda, “Keçiören’deki Anakucağı müessesemize Reisicumhur Hazretleri Kurumumuza göndermiş olduğu iltifatnamede Çocuk Yuvası ismiyle ifade buyurmuş olduklarından Anakucağı ismini Çocuk Yuvası ismine tahvil ettik.” bilgisine neden sahip olmayalım? Çocuk yuvası adını Atatürk’ün yarattığını, benimsediğini neden bilmeyelim?

1938-1939 Yılları İş Raporunda; 1937 yılında 3 anakucağı, 15 şefkat yurdu, 3 yetimlerevi, 1939 yılında 3 anakucağı, 18 şefkat yurdu, 4 yetimlerevi bulunduğunu ve bugünle karşılaştırma yapabilmek için neden bilmeyelim? Bu bilgiler bizlerin ufkunu genişletecek, bizlere hız verecektir.

Türkiye’de bu alanda büyük emekler harcamış olan Dr. Fuat Umay’ın soyadının, eski Türk dilinde “çocukların koruyucusu ruh” anlamındaki “umay”dan geldiğini; Soyadı Kanunu ile, Türk çocuklarına verdiği hizmetten dolayı, Atatürk tarafından kendisine Umay soyadının verildiğini her kitapta herhalde bulamayız. Hele ki, çocuk esirgeme konularına ömrünü vermiş bu büyük insanın, bir de, adlarını ilgili makalede okuyacağınız, iki kitabı bulunduğunu, bu kitaplara hiçbir yerde rastlamamış olan ben büyük bir coşku ile okudum. Bunları bugün bulup okumak zorundayız.

Sayın Çavuşoğlu bu özverili ve akide şekeri tadındaki kitabıyla bize çokşey öğretmiştir. Öğrettikleri salt, kitabının içindeki bilgilerle de sınırlı değildir. Bunun dışında da öğrettiği çok şey olduğuna inanıyorum.

Bunlardan birincisi şudur: Türkiye gibi bir ülkede, sosyal çalışmaları kavrayabilmek, sosyal çalışma mesleğinin doğuşunu kavrayabilmek, dolayısıyla bugünün sosyal çalışma mesleğini oluşturup geliştirebilmek, Türkiye’de daha önce yaşanmış sosyal hizmetleri öğrenebilmekle olanaklıdır.

Bir başka öğrendiğimiz: Daha eskisini, Türk toplumunun daha önceki sosyal tarihini yakalayabilmek ve değerlendirebilmek için de yakın tarihimiz üzerine bilgimiz olmalıdır. Yakın tarihi merak edip kavradıkça daha önce olmuş olayları araştırma merakı da uyanır, daha eskiden olan olayları algılayıp bir yere oturtabilmek de daha kolaylaşır.

Sayın Çavuşoğlu’nun kitabının bize öğrettikleri arasında bir önemli nokta daha bulunmaktadır. O da şudur:

Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin kuruluşunun tarihi sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal tarihi değil, aynı zamanda Ankara’nın tarihidir. Kurtuluş Savaşı sırası ve sonrasındaki Ankara’nın tarihi. Ankara’nın tarihi yazanlar, bu cemiyetin kurulmasına yol açan ekonomik, sosyal ve siyasal yapıyı ve bu yapıdan doğan Himaye-i Etfal’i iyi incelemek durumundadırlar.

Bugün sosyal çalışma mesleği kendini bulmak, tanımak, yapılandırmak ve işlerli kılmak istiyorsa, salt dışardan getirilmiş kuram diye adlandırdığımız soyut bilgileri öğrenmekle kalmamalı, kendi tarihini ve hele yakın tarihini öğrenmeye başlamalıdır. Bölük pörçük genel geçer bilgilerle bu bilgilerle bu “kendini bulma, tanıma, yapılandırma ve işlerli kılma”nın olanaklı olamayacağını anlamak zorundayız.

Sayın Çavuşoğlu’nun kitabında sona eklenen ve bu alanda çalışma yapanların işlerini büyük ölçüde kolaylaştıracak olan kapsamlı bir kronolojide 1917 ile 1983 yılları arasındaki gelişmeler gün gün derlenmiş. Bu çalışma, alanında, literatüre önemli bir katkıdır.

Bunun yanısıra, kitapta, belirtilen tarihlerde yayınlanmış ve bugün aransa kolayca bulunamayacak yayınlardan oluşan bir kaynakça da oldukça geniş olarak yeralmaktadır. Bu kaynakların büyük çoğunun bulunması, ortaya çıkarılması bile başlıbaşına özverili ve titiz bir çalışmayı gerektirmektedir. Bu kaynakça da akademik çalışma yapacakların işlerini kolaylaştıracak bir başka önemli katkıdır.

Benim Sayın Çavuşoğlu’ndan, olurunu alarak kitaba eklediğim bir küçük sözlük oldu. Kitapta geçen eski terimlerle sınırlı bir sözlük bu. Kitabın genç kuşaklar tarafından daha iyi anlaşılması ve kitabın lezzetine daha iyi varılması için… Umarım yararlı olur.

Türkiye tarihi sosyal tarih bağlamında da boş bir tarih değildir. Yapılacak daha çok işimiz var. Çalışması gereken daha çok özverili insana gereksinimimiz var. Bu insanlar çıkacak, bu özverili çalışmalar birgün değerlenecek ve yakın ve uzak tarihimiz zaman içinde günışığına çıkacaktır. Buna güzel bir başlangıç yapan Sayın Çavuşoğlu’nu kutluyor, başarılarının kesilmesiz ve artarak sürmesini diliyorum.

Yukarıda sayılan bütün katkıları için ve bugüne kadar - sınırlı bir dönemi de kapsıyor olsa – mesleğin bünyesinden çıkmış ilk sosyal hizmetler tarihi çalışması için Sayın Çavuşoğlu’na aynı mesleği paylaşan arkadaşları olarak teşekkür hepimizin borcu olsa gerektir.

 

Prof. Dr. İlhan Tomanbay

Nisan 2005, Ankara

 


 

[1] Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu. Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumunun Küçük Bir Tarihçesi (1921-1939), Istanbul, Resimli Ay Matbaası, 1940, s. 3.