Yeni yayınlanan Sosyal Olmak adlı kitaptan bir makale

SOSYAL OLMAK 1

Prof. Dr. İlhan TOMANBAY

Tam sözcük anlamıyla, sosyal olmak, toplumun üyesi olmak demektir. Topluma ait olmak demektir. Toplumla ilgili olmak demektir. Topluma bağlı olmak demektir. Bu dört demek istemek, bize yeterince açıklıyor sosyal olmayı. Ama gene de uzatalım söyleşiyi.

Sosyal olmak, toplumun yanında olmak olarak da anlaşılabilir; yanlış olmaz.

Sosyal olmak, topluma karşı ilgili olmak olarak da anlaşılabilir; yanlış olmaz.

Sosyal olmak toplumun sorunlarına ilgili, çözüme açık olmak demektir. Bizden olmayan birine de; bizden olmayan ne demek; yani, ailemizden, akrabalarımızdan, iş arkadaşımızdan, sevdiklerimizden, hobi, oyun, meslek, çıkar grubumuzdan olmayan birine de, sokakta gördüğümüz, bir başka yerde, bir başka ülkede tanımadığımız ama sorununu duyduğumuz birine yardım etmenin duygusunu yaşamaktır sosyal olmak.

Sosyal olmak, sorunu olduğunu duyduğumuzun sorununu aynı zamanda duyumsamaktan geçer.

                     Taşırım coşkun yüreğimde
                     İnsanın aşkını da, elemini de…

diyen Tevfik Fikret, bu duyarlığı dile getiriyor işte.

Sosyal olmak birey olmaktır aynı zamanda. Birey olduğunu duyumsamaktır. Birey olduğunu duyumsadıkça insan, toplumdaki yerini kavramaya başlar, toplumdaki yerini belirlemeye başlar.

Toplumdaki yerini algılayan insan topluma ilgisiz kalamaz; sosyal olur.

İlginçtir ama, toplumsallığının bilincinde olan insanda da birey olma bilinci aynılıkla gelişir. Sosyal insanda birey olmakla toplumcul olmak atbaşı gider. Açıklaması ileriki sayfalarda…

Bireyin sorununa duyarlı olan toplumun sorunlarına, toplumun sorunlarına duyarlı olan bireyin sorunlarına aynı özdeşlikle duyarlı olur. Bunlardan birini öncelikli olarak seçmesi, varlığını ona vermesi durumu değiştirmez; bireysel seçimidir.

Sosyal olmak örgütlü olmak demektir. Ama yani, zorunlu üye olduğumuz meslek odamıza üyelik değil, salt ekonomik çıkar amacıyla girdiğimiz ekonomik çıkar örgütümüze değil, hiç çıkarsız, yardım için, katkı için bir örgüte üye olmak ve orada zaman harcamaktan zevk almaktır, sosyal olmak. Hasta bir çocuk için, yaralı bir kuş için bir derneğe üye olmaktır.

Bitmedi.

Salt üyelik de değil.. Peki, üye olma! Sosyal olmak soru sormaktır. Nerede ne var, sormak, öğrenmektir. Bilmek istemektir kendi dışındaki şeyleri. Salt kendinle ilgili dünyanın içinde sıkışıp kalmamaktır. Onun kabuklarının dışına çıkmaktır. İçinde olduğun yumurtayı çatlatmak değil, kırmaktır; çıkmaktır. Bu iradeye sahip olmaktır sosyal olmak.

Dünya ile etkileşime girmek, dünyayı sorgulamaktır.

Sosyal olmak iletişimle olur. İletişim kanallarını dar tutan, sosyal olamaz.

Sosyal insan, iletişim virtüözüdür.

İletişim virtüözü olmayan insan sosyal çalışmacı olamaz.

Herhangibir şeye omuz silken insan sosyal değildir.

“Bana ne” diyen insan sosyal değildir.

“Ne hali varsa görsün” diyen sosyal değildir.

“Herkesin derdi beni mi gerdi?” diyen sosyal değildir.

Sosyal olmak, ayrıca, sadece sosyal örgütlerde çalışmak, derneklere, vakıflara üye olmak, hayır yapmak değildir. Ne olur, salt öyle de anlaşılmamalı.

Sosyal olmak, birey olarak, kendi işleri dışında, resmi işleri dışında, kendini adadığı ülkülerinin yanısıra, çok bireysel, çok sivil, çok gündelik “şeylerle” de ilgilenmeyi bilmektir.

Aklınıza ne geliyorsa… Pazara gitmek, sokakta ya da çim alanda futbol oynamak, zaman zaman havuza gitmek, çocuklarla ip atlamak, spor salonuna takılmak, gündelik filmleri hiç değilse bir ölçüde izlemeye çalışmak, vakit yaratıp tiyatroya gitmek. Müzikteki son gelişmeleri izlemek, son müzikleri dinlemeye zaman bulmak…

Sade ömürboyu çene çalmak değil, bir müzik aleti çalmak; müzik aleti çalmak deyince virtüöz olmak da değil, tıngırdatmak ve geliştirme azmini yakalamak…

Sade ömürboyu çocuklarımızı, çevremizdekileri fırçalamak değil, bir tuvali fırçalamak; resim yapmak… Resim yapmak deyince ressam olmak da değil, çiziştirmek ve bunu zaman zaman sürdürebilmek… Karakalem olsun peki, evde çocukların resmini yapmaya çalışmak. Benzemediği zaman gülmek, işi eğlenceye dönüştürmek…

Sade sabah akşam iş peşinde koşmak değil, sokakta koşmak… Varsın komşular gülsün, sokakta oynayan çocukların oyununa katılmak…

İlle sporcu olmak değil amaç, amaç spor yapmak. Haftasonu parkurda koşmak, uzun atlamak, kısa atlamak, atlamak yani, atlatmaları aşıp…

Ağır takılmak değil her zaman, zaman zaman hafif takılmak… Sade çene çalmayı bilmek değil, hoşbeş edebilmek… gerginsiz gerilimsiz… Zeka yarışına girmeden, zaten zeki olduğuna güvenerek, üstünlük duygusu ile değil, haklısın, dediğin gibi… diyebilerek dinleyebilmek, sana katılıyorum diyerek konuşabilmek…

Yani, iş dışında yaşamla bağları sıkı tutmak… Çocuk sevmek, çiçek sevmek, korumak. Bunları korumayı bilmeyen örneğin bir sosyal çalışmacı korunmaya muhtaç çocukları korumanın felsefesini nasıl yakalayabilir ki? Muhtaçları koruma düşüncesi, onun duygusu olmadan, onun duygusunu üretmeden işe yarar mı? Felsefesiz meslek olmaz. İşlemez. İşlese de verim getirmez. Verim de getirir; bireysel ve hatta en acıklısı, maddi çıkarların karşılanması ile ilgili verim getirir ancak yalnız sana; topluma yaramaz.

Sosyal olmak boyutlu olmaktır.

Sosyal olmak boyutlarını sürekli genişletmeye istekli ve hevesli olmaktır.

Sosyal olmak toplumda soluk almaktır.

Sosyal olmak varolmaktır.