Aziz ŞEKER
SOSYAL HİZMETTE PARADİGMA ARAYIŞLARI
Sosyal Çalışmayı Yapılandırmaya Katkı 3
SABEV Yayınları No: 13
Sosyal Çalışma Dizisi No: 11
Mayıs 2006, Ankara
İÇİNDEKİLER
|
|
ÖNSÖZ |
|
|
|
|
|
|
1 |
Bir mesleğin anatomisine giriş |
1 |
|
1.1 |
Söyleşiler |
1 |
|
1.2 |
Küreselleşmenin psikososyal boyutu üzerine Prof. Dr. Orhan Doğan ile bir söyleşi |
2 |
|
1.3 |
Neden internet? Neden sosyal hizmet? Üzerine SHU Kemal Gökcan ile bir söylesi |
18
|
|
1.4 |
Bildiğimiz sosyal çalışmanın günümüzdeki sorunlarıyla ilgili olarak Cumhuriyet. Üniversitesi Eğitim Fakültesi araştırma görevlisi SHU Mehmet Eser ile bir söyleşi |
28
|
|
1.5 |
Yüzyılımızda sosyal hizmet ethiğinin temel sorunsalı ve Türkiye’de sosyal hizmet üzerine Aziz Şeker ile bir söyleşi |
40 |
|
|
|
|
|
2 |
Paradigma sıkıntısı |
52 |
|
2.1 |
21. Yüzyılda Dünya’da ve Türkiye’de sosyal çalışma praksisi üzerine yazılar |
52 |
|
2.2 |
Sosyal çalışmanın sosyal tarihi ve gerekirliliği… |
53 |
|
2.3 |
Sosyal çalışma ve yabancılaşma |
60 |
|
2.4 |
Din, sosyal çalışma, dünya ve Türkiye |
67 |
|
2.5 |
Yargılanan sosyal çalışma |
75 |
|
2.6 |
Sosyal çalışmanın halk kitleleri önündeki bilimsel sorumluluğu nedir? |
81
|
|
2.7 |
Sosyal çalışmanın kusursuz hatası neydi? |
85 |
|
2.8 |
Sosyal hizmete kim nasıl bakıyor? |
88 |
|
2.9 |
Sosyal olmanın gerekirliği ve sosyal hizmetin neliği |
91 |
|
2.10 |
Değerlendirme |
94 |
|
|
|
|
|
3 |
Sosyal çalışmada arayışlar |
96 |
|
3.1 |
Çağdaş sosyal çalışmanın temel sorunlarına sistemolojik bir bakış |
96 |
|
3.2 |
Terörize edilen modernizm ve sosyal bir sorun olarak terör ve sosyal çalışmacının teröre karşı tavrı |
101 |
|
3.3 |
Sosyal hizmetin işgal altındaki fizyolojisi ve kırılgan anatomisinden bir kesit |
107 |
|
3.4 |
Sosyal hizmet uzmanlarına sesleniş! |
113 |
|
3.5 |
Sosyal hizmetlerde Ege sürgünleri |
120 |
|
3.6 |
Evsizler |
124 |
|
3.7 |
Çünkü onlar kimsesiz!.. |
126 |
|
3.8 |
SHÇEK için yeni arayışlar limanı olmayan gemiler misali… ve tasarı için bir ahval |
130 |
|
|
|
|
|
4 |
Bilim tarihinden bir kesit |
137 |
|
4.1 |
Sosyal çalışma eğitiminde bir olanaklar alanı olarak bilim tarihinden bir kesit |
137 |
|
4.2 |
Elkin Besin ve sosyal hizmet |
138 |
|
4.3 |
Sosyal hizmet mesleği ve eğitimi (Elkin Besin) |
139 |
|
|
|
|
|
5 |
Sonuç ve değerlendirme |
155 |
|
5.1 |
Sosyal hizmetlerde yeniden yapılanma ve geçikmiş birkaç soru |
155 |
ÖNSÖZ
Amu Derya ile Siri Derya kıyılarında
bir barbarın yerini öteki barbarın
almasından başka anlatacak bir şeyin yoksa
bundan bana ne?
Voltaire
Eğer tarihi öğrenmezsek onu tekrar tekrar yaşamak zorunda kalırız.
Santayana
Doğru! Ama, geleceği değiştirmezsek ona katlanmak zorunda kalacağız ki, bu daha kötü!
Alvin Tofler
İnsanın onursuzlaştırıldığı bir çağ bu! İyi olan her şeyin; sevginin bile anlamsızlaştırıldığı, insanı insana düşman kılan endişeli bir çağ!..
Kötümserliğe doğru hızla kayan bir dünyada yaşıyoruz. Dünya bir mutsuzluğun avlusuna diz çöktü. Günümüzde insanlık, dünya barışına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Yaşanabilir bir dünya kurmak için çaba harcayan insanlar, yaşanan toplumsal sorunlar karşısında bir güç olup dünyayı değiştirecek yeterliliğe ise henüz sahip görünmüyorlar. Ve ne yazık ki, günümüz dünyasının gittiği yol, uygarlığa, hak edilmesi bile imkansız olan bir vahşeti / sefaleti kabul etmesi yönünde yaptırımlar dayatıyor. İnsanlık özgürleşecek mi? Köleleşecek mi? Çözülmesi gereken temel sorun bu! İnsanlığın sezgisi de bu yönde akmalıdır.
Dünya; mcdonaldlaştırılan bir dünya… Tüketen bir dünya; geniş bir pazar özgürlüğü, liberal ekonominin amansız tahakkümü altında giderken, küresel liderlerin (global leaders) çöplüğü oldu. Eşitsizliğin dünyası artık. Küreselleşme insana zarar veren ürkütücü boyutlara ulaştı. Sömürgeleştirmenin barbar yüzyıllarında başlayan, 19. yüzyılda emperyalizme dönük kapitalistleşen ve son yıllarda küreselleşmeyle yüz değiştiren sömürü çarkı, dünyayı uçsuz bir adaletsizliğe, krize sürüklüyor, ki sosyal çalışma da bundan payını alıyor. Bu nedenle sosyal çalışma da bir kriz içinde…
21. yüzyılın başında dünyadaki gelişmelere yakından baktığımızda gördüğümüz şeyler, insanları tartışmasız olarak dünyanın toplumsal amaçlı / insancıl / bütünsel bir devrime gebe olduğu gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu amacı gerçekleştirmek uğruna verilecek bir Eşitlik ve Özgürlük mücadelesi, sefalete sürüklenen insan kitlelerinin benimseyeceği bir sosyal tasarıyı da artık gün gibi vazgeçilmez kılıyor. Dünyanın yüzünün gülmesi buna bağlı.
Onurlu bir dünyada yaşamak isteyen herkes sorguladığı olgunun adını doğru koymalıdır. Bizler satılık olmayan bir dünyanın; yeni bir dünyanın tutkusuyla yaşıyoruz. Sosyal çalışma felsefesi de büyük oranda bunu gerekli kılıyor. Dolayısıyla Türkiye sosyal çalışmasının merkez imgesi 21. yüzyılın küresel koşullarının dayattığı gerçekliklere karşı rasyonel bakabilme ve dikkatli olabilme çevresinde dönüyor. Tarih de diyalektik açıdan bu zorunluluğu koşulsuz sunuyor.
Sosyal çalışma uğraşısına 21. yüzyılda daha insancıl bir düzen kurma umudu eklenmiştir. Bu amaç uğruna sosyal çalışma, düşünce sistematiğini 21. yüzyılın koşullarına uyarlamalıdır. Bu nedenle sosyal çalışma, insanların mutlu / huzurlu olacağı bir dünya için somut ve aydınlık bir meslek olarak daha bir önem kazanmıştır. Emre Kongar’ın Hacettepe Üniversitesi Sosyal Çalışma Bölümünün Başkanlığını yaptığı yıllarda; 1972’de yazdığı Sosyal Çalışmaya Giriş adlı kitabında sosyal çalışmayı toplumsal - tarihsel – ekonomik koşullara göre temellendirme bütünlüğü, söylemeye çalıştıklarımızı da doğruluyor: “Sosyal çalışmanın ortaya çıkışı, temelde, herkesin toplumdaki hizmet ve olanaklardan eşit olarak yararlandırılması inancına dayanır. Bu inancın ürünü yalnız sosyal çalışma değildir. Sosyal hizmetler, sosyal refah hizmetleri ve sosyal güvenlik kavramları da aynı inancın ürünleri arasında sayılabilirler.” Ancak perde arkasındaki görüntü pek de iç açıcı değil. Sosyal çalışma bilime dayandığı için bilimsel verilere de dayanır. Batılı toplumlarda mesleğin bilimsel gelişimine bilimsel dayanaklar öncülük etmiştir. Yine sosyal çalışmanın gelişiminde, arkasına aldığı toplumsal güçlerin de önemli bir katkısı olmuştur. Son yıllarda ise sosyal çalışma bir sarsılma içindedir. Küreselleşmenin ekonomik politik doğasının bir sonucu olarak da kavranabilir bu sonuç. Günümüzde egemen olan ekonomik politik süreçte sosyal çalışmanın varlığı da eleştiri konusu olmuştur. Batı toplumlarında sosyal çalışma büyük oranda kendi yanıtlarını üretmeyi başarabilmişken Doğu toplumlarında ise sosyal çalışma düşüncesi din ile laiklik, geleneksellikle modern istemler arasında sıkışıp kalmıştır. Atatürk’ün Türkiye’sinde ise devrim koşullarının üstyapısal unsurlarının yansımalarını kimliğine aktarabildiği ölçüde olumlu bir yönelim almıştır. Ne ki henüz yeterli bir düzeye geldiği söylenemez. Bununla ilgili farklı nedenler ileri sürülebilir.
Sosyal çalışma disiplini ve mesleği Türkiye’de sistematik bir ilerleme kaydedemedi. Ekonomik / politik / sosyal hatta kültürel değer yargılarının kimi olumsuz çıktılarını unutmamak koşuluyla rahatlıkla ifade edebiliriz ki, sosyal çalışma Türkiye’de tam anlamıyla ele alınmadı. Tartışılmadı. Yazılmadı. Gayretli birkaç sıçrama ise istenilen ve beklenilen etkiyi yaratamadı. Prof. Dr. İlhan Tomanbay 1999’da kaleme aldığı Sosyal Çalışmayı Yapılandırmak adlı meslek kitabıyla bu tür konulara yönelirken meslek tartışmalarını da başlatmış oluyordu. Kitabın önsözünde sosyal çalışmanın bir çok çelişkisine de ışık tutuyordu şu düşünceleriyle: “Bu mesleğin yapılanması Türkiye’de tamamlanmamıştır. Sosyal çalışma, Türkiye’ye özgü toplumsal yapı, Türkiye’ye özgü kültür, ekonomiye hükmeden politika ve tarihsel dönemin gereği olan sorunların oluşturduğu dörtlü değişkenin harmanında temel bir yapılanmaya kavuşmalıdır. Ancak, Türkiye’de bu mesleği sırtlayanlar bu tartışmaları yapacak ortamda - henüz - değildirler. Bu tartışmalar Türkiye’de yapılmamaktadır. Bunun nedenleri çeşitlidir. Tartışma yapacak ortam yoktur. Olabilecek ortam yaratılamamaktadır. Tartışma yapacak kaynak birikimi yoktur. Tartışmaya kaynaklık edecek uygulama çeşitliliği yoktur. Tartışmayı alevlendirecek yayın yoktur. Bu tür yayınlara ilgi yoktur. Bu tür tartışmalara dikkat verecek dış çevre oluşmamıştır. Ve başkaları…” Katılmamak mümkün değil. Yazarak tartışmak, sosyal çalışma disiplinine ve mesleğine yapılacak en anlamlı katkı olarak değerlendirilmelidir. Sosyal çalışma geleneği ancak yazılarak oluşturulabilir. Yazılarak doğru bir kimlik kazanabilir.
Unutmadan, kısmen akademik bir kisve altında sosyal çalışma üzerine yapılan tartışmalar; alandaki sosyal çalışmacılar tarafından tam anlamıyla bir ilgi göremediği gibi sosyal çalışmacılar da meslek tartışmalarına gerekli yönelimi çoğunluk gösterememişlerdir. Ya da göstermek istememişlerdir.
Sosyal çalışma insan ve toplumsal gerçeğin sorgulanmasına dayanır. Sorgulama yeterliliğine sahip olan ancak sosyal çalışmayı tarihe yazabilir. Türkiye’de sosyal çalışmaya laik / seküler / eleştirel bakmak ve analizleri bu diyalektikten yola çıkarak yazıya süzmek sosyal çalışmanın doğasını da doğru aktarabilmeyi kolaylaştıracaktır. Akla şu gelebilir; sosyal çalışmayı tartışan, tartıştığını yazan yok mu? Elbette var. Bu minvalde sosyal çalışmayı bağımsız bir disiplin yapma yolunda çaba sarf edenleri de saygıyla anmak gerekir. Elkin Besin’in sosyal hizmet ile ilgili yazısının kitaba alınmasında bunun etkisini kabul etmem gerekir. Sosyal çalışmada eleştirel düşüncenin olgun meyvelerinden birisi olarak değerlendirilen Elkin Besin ile bu yönde bir söyleşi yapmak için çok geç kaldığıma acı bir şekilde tanıklık etmeme rağmen, sosyal çalışma “mirasına” sahip çıkma güdüm sosyal hizmet eğitimiyle ilgili yazısını kitaba almama neden oldu. Umarım bağışlar beni…
Aslında Türkiye’de henüz daha “yeni” bir disiplin ve meslek olarak konuşulan sosyal çalışma; Türkiye’ye geldiği günden beri tartışılmaktadır. Dönem dönem eğitim ve uygulamada kimi yetersizliklerden yola çıkılarak ele alınan sosyal çalışma, Türkiye’ye özgü bir niteliğe kavuşturulmadığı içinde sık sık sosyal çalışma bilgi üreticilerinin, eleştiri süzgecinden geçirdikleri bir konu olmaktadır. Doç. Dr. İbrahim Cılga’nın 2004 yılında Hacettepe Üniversitesi yayınları arasında çıkan; Bilim ve Meslek Olarak Türkiye’de Sosyal Hizmet adlı kitabı bahsedilen duruma örnek verilebilir. Kitap 21. yüzyılda Türkiye’de kriz içinde olan bir disiplinin ve mesleğin durumuna yönelik iyimser ve gerçekçi görüşleri açık yüreklilikle kritik etmektedir. Kitapta kavranılması gereken çerçeve; Türkiye toplumsal gerçekliğinin demokrasi ve özgürlük konularında yaşayacağı ilerlemelerin sosyal çalışma farklılığında nasıl çözümlenebildiğini / çözümlenebileceğini de vurgulamaktadır. Bunu yazarın kitabındaki şu saptamasında görebiliyoruz: “Türkiye’de insan ve toplum sorunlarının çözümünde sosyal hizmetin gerçekçi ve geçerli bilgileri üretebileceği ve yardımcı olabileceği varsayımı, toplumdaki ilişkileri etkileyecek geçerli yaklaşım, yöntem ve teknikleri sosyal hizmetin bilimsel olarak üretebileceği varsayımı ve çağdaşlaşma projesi doğrultusunda; demokrasi ve insan hakları uygulamalarında sosyal hizmetin işlevsel olacağı varsayımı Türkiye’de geçerliliğini korumaktadır. Sosyal hizmet bilimi, üreteceği yaklaşım modellerle, Türkiye’de toplumun ve insanın yapısının gelişmesine ve değişmesine etkide bulunacak uygulayıcılar yetiştirebilecek dayanaklara sahiptir.”
Sosyal çalışmanın gelişimini engelleyen koşulları değerlendirdiğimizde es geçtiğimiz bir noktayı anımsamakta fayda görüyoruz. Batıda demokratik mücadeleler, sendikacılığın dinamiği, insan hakları örgütlerinin varlığı sosyal çalışmayı diri tutarken, geliştirirken, Türkiye’de ise hep bir söylem krizi içinde değerlendirilmiştir. Türkiye’deki sanayileşme, toplumsal - demokratik hareketler, genel sosyal hizmetler konusunda kısmi olarak bir hedef yüklenirken sosyal çalışmada bir kıpırdama kolaylıkla sağlanamamıştır. Sosyal çalışma olgusuyla, sosyal devlet arasında sıkı bir etkileşim vardır. Sosyal çalışma ile sosyal devlet aynı nedenlere dayalı olarak ortaya çıkmışlardır. Sanayileşme bu iki olgunun belirmesinde can alıcı bir noktaya sahiptir. Sosyal çalışmanın köklerini, oluşum dinamiklerini görebilmek, sanayileşmeyi / 19. yüzyılı / sosyal devleti anlamaktan ve incelemekten geçer. Sosyal çalışma, topraktan / tarımdan kopan - kopartılan insanın / insanlığın, endüstrileşme ilişkileri içinde kapitalist dünya sistemine uyum sorunlarına sosyal refah ideoloji anlayışı çerçevesinde eğilmiştir. Bu, insana ve topluma bakıştaki farklılıkla ilgili bir bakış açısının da değişimidir. 19. yüzyılda parametreleri belirginleşen ulus devlet ve onunla bir politik yapılanma bulan sosyal devletin / refah devletinin sosyal teorideki inşasıdır. Teorik ve metodolojik açıdan 19. yüzyılın dinamiklerini 20. yüzyılında gelişimini; ideallerinin peşinden sürüklendiği sosyal amaçlı değerlerini örgüsünde taşır. Genel anlamda; devlet mekanizmasının toplumsal sorunların çözümüne yanıt üretirken uyguladığı yasal reformlar öncülünde değerlendirilebilir. Gerek düzenleniş, gerek kimlikleşme bakımından sosyal çalışmaya ait her türlü çabanın kaynağı ise 20. yüzyıldır.
Türkiye’nin Batı sosyal çalışmasından ziyade ABD eksenli bir sosyal çalışma paradigmasına yakın durması da (bilinçli ya da bilinçsiz) sosyal çalışmanın Türkiye’de muhalif niteliğinin göz ardı edilmesini beraberinde getirmiştir. Çünkü Amerika’da sosyal refah / sosyal hizmetler hep bir gönüllülük odağında ele alınmıştır. 21. yüzyıla girmişken Türkiye’de yakından gördüğümüz; sosyal yardım dağıtma biçimlerinin bazen bir rezalete dönüşmesi bununla ilintili olarak değerlendirilmelidir. Örneğin Türkiye’de yoksulluğa karşı yürütülen savaş, yer yer sosyal çalışmaya karşı yürütülen bir savaşa da dönüşebilmektedir. Kabul edilmesi gereken sosyal çalışma olgusunun evrensel bir değer olduğunun olgun bir şekilde kanıksanması gerektiğidir. Kuvvetli olmasa da görece bir etkisi vardır dinsel niteliklerin sosyal çalışma uygulamaları üzerinde. Bir de mevzuat, örgütlenme vb. klasikleşmiş sorunların etkisinin sürüyor olması da sosyal çalışmanın fonksiyonelliğini, ilerlemesini aksattığını bilmek gerekir. Sosyal çalışmayı liberalize eden etkenlerdir bu hareketler. Doğuya bakalım; dinsel inançların gündelik yaşama tamamen egemen olduğu toplumlarda her ne kadar Batı sosyal çalışma anlayışına dönük düzenlemeler yapılmış olsa da, toplumsal yapı sosyal çalışmayı kendisine benzetmekte gecikmemiştir.
Bir toplumda sosyal çalışma, toplumsal sorunların çözümlenmesinde işlevselse bu yönelimde de bir etkense anlamlıdır. Toplumsal sorunlar her gün artıyorsa, sosyal politikanın, sosyal adaletin, sosyal çalışmanın eksikliği söz konusudur. Sosyal çalışmanın gelişmesi, toplumsal – ekonomik geriliğin, işsizlik, toplumsal dışlanma, eşitsizlik vb. olguların aşılmasını da kapsayan bir süreçle ilişkilidir aynı zamanda. Türkiye’de sosyal çalışma bu nedenle yeniden tanımlanmalıdır. Sosyal çalışma Türkiye’nin gerçekleriyle yüzleşmelidir. Amacım kitapta bütün yönleriyle sosyal çalışmayı altı çizilen bu noktalardan hareket ederek kritik etmekti. Bunun ne kadarını başardığımı ise zaman gösterecektir.
Aziz ŞEKER
Seyrantepe, Sivas
Nisan 2006